SIFIRDAN GELiP ZiRVEYE ÇIKANLAR

 

SIFIRDAN GELiP ZiRVEYE ÇIKANLAR

Başarı, pek çok insanı peşinden koşturuyor. Peki nedir başarı? İnsanın içindeki güçlere mi, dışındaki şartlara mı bağlıdır? Neden aynı ailenin iki çocuğundan biri ‘başarılı’, diğeri ‘başarısız’ olur?

Başarı, bazen hayal ettiğini hayatında görmektir. Bazen sıfırdan zirveye çıkmak. Bazen bir işi en iyi yapanlardan biri olabilmek; bazen dün yaptığın işi bugün daha iyi yapabilmektir. Başarı, içimizde tasarlayıp, dışımızda gerçekleştirdiğimiz bir şey midir, yoksa dışımızda hazırlanıp, içimize konulan bir şey mi? Yapı Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent, “İnsan yürürken izler bulmalı, geçerken kendisi de izler bırakmalı” demişti. Başarı konusunda iz sürenlerin bakması gereken ilk yer, başarı öyküleridir. Zirvede gördüğünüz insanların önemli bir kısmı sıfırdan gelmiştir. Onlar da önemsenmediler, maddi imkana sahip değildiler ve ilk denemelerinde genellikle başarısız oldular. Onları farklı kılan şey, olaylar karşısındaki tavırlarıydı. Yılmak, söylenmek, suçlamak yerine hayallerinden aldıkları enerjiyle başarıya yürüdüler. Bize de bu hikayelerden çıkarılacak dersler kaldı.
Mümin Sekman


David Beckham
Ambalajın yaldızlı olsun! 
Ye kişisel markam ye!
Sadece futbol dünyasının değil, magazin dünyasının da en parlak yıldızlarından biri. 2 Mayıs 1975’te Londra’da dünyaya geldi. Babası mutfak tesisatçısı, annesi kuafördü. Manchester United takımını tutan babası, onu daha çocukken maça götürmeye başladı. Okulda ‘büyüyünce ne olacağını’ soran öğretmenlerine hep ‘futbolcu’ olacağını söyledi. Ne istediğini erken yaşta keşfetmenin gücüyle, öne geçti. Öğretmenlerinin muhalefetine rağmen, 17 yaşında Manchester United takımına girmeyi başardı. 2004’te dünyanın en yüksek ücretli futbolcusu seçilen Beckham’ın, bundan daha ilginç özelliği ‘kişisel marka geliri’nin futbolculuk kazancını geçmesiydi. Beckham, kişisel marka olma konusunda güçlü bir örnek ve popüler kültür ikonu. Bir araştırmaya göre, ilköğretimde okuyan İngiliz çocuklar, Hz. İsa’nın resminden daha çok onun fotoğrafını tanıyor!
Onun başarısından çıkan ders, yaptığımız işi ‘satmanın’, işimizin ayrılamaz bir parçası olduğu!


Yaşar Kemal: 
Yerel öze evrensel ambalaj!
Ortaokulu bitiremedi ama kitapları 29 dile çevrildi!
Kemal Sadık Gökçeli, 1922’de Adana’nın bir köyünde dünyaya geldi. Van’dan Adana’ya göç eden Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğluydu. Küçük yaşlarda hastalık yüzünden sağ gözünü kaybetti. Beş yaşındayken, babasının kan davası yüzünden vurulmasına şahit oldu. Ortaokuldayken bir yandan da çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ancak yoksulluk yüzünden ortaokulu son sınıfta terk etti. Kütüphane memurluğu, ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Ortaokulda yazıyla tanışmış olması hayatının yönünü değiştirdi. Siyasi suçlardan iki kere cezaevine girdi. 30 yaşında gazeteciliğe başlarken, yeni bir isim seçti kendine: Yaşar Kemal. Cumhuriyet Gazetesi’ndeyken, Türk edebiyatının klasikleri arasına giren İnce Memed romanını tefrika olarak yayınladı. Yazarlığı, öne geçince bir süre sonra gazeteciliği bıraktı. Ortaokulu bile bitiremese de, eserleri onlarca dile çevrildi. Onun hikayesinden çıkan ders; yerel ve otantik değerleri, evrensel bir dilde sunmanın başarıya ulaştırdığıdır.

SEZEN?AKSU:
Elini insanların kalbine uzat!
İlk kırbeşliği sadece 50 adet sattı!
Denizli’nin Sarayköy ilçesinde, öğretmen bir anne-babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Lisedeyken Hafta Sonu dergisinin düzenlediği ses yarışmasına katıldı. Nilüfer’in birinci olduğu yarışmada, 6’ıncı olabildi. Bu ‘Minik Serçe’nin kanatlarının ilk kırılışıydı.  Ziraat fakültesine başladı, bir yıl sonra ayrıldı. 19 yaşında evlendi ve plak yapma hayallerinin peşinden İstanbul’a geldi. ‘Haydi Şansım’ adlı ilk albümü sadece 50 kopya sattı!  Hayal kırıklıkları, hayat kırıklığına dönüşmedi. Her şeye rağmen, ‘avaz avaz şarkı söylemeye’ devam etti. İşine kalbini koydu, ekol ve okul oldu. Öyküsünden çıkan başarı dersi şu: İnsanların elini değil kalbini tut. Bu daha kalıcı bir anlaşma modelidir. 

OBAMA:
    “Yes we can!”
‘Yapabiliriz’ dedi ve yaptı!
Kenyalı Müslüman bir baba ile Kansaslı Amerikan bir annenin oğlu. 4 Ağustos 1961’de, Hawaii’da dünyaya geldi. İki yaşındayken anne ve babası boşandı. Melez olduğu için okulda hem siyahlar hem beyazlar tarafından dışlandı. Üniversiteye annesinin zoruyla girdi. İlk yıllarda alkol ve uyuşturucuya dadandı. Yokluklar içinde okudu. Mezun olduktan sonra iyi para kazanacağı bir iş bulmak yerine toplum örgütleyicisi olmayı kafasına koydu. Ancak hiçbir STK, ona iş vermedi. Farklı sektörlerde çalıştıktan sonra üniversitede hukuk dersleri verdi. ABD Temsilciler Meclisi’ne ikinci denemesinde girebildi. ABD Başkanlığı için ön adaylığını açıkladığında hem siyah hem de tecrübesiz olduğu için kimse ona şans tanımadı. “Evet! Yapabiliriz” sloganıyla yola çıkan Obama, adım adım ilerleyip, ABD’nin ilk siyahi başkanı oldu.  Obama’nın öyküsünden çıkan başarı dersi şu: İnsanlardan istediklerini almak istiyorsan, onların istekleriyle kendi isteklerini iç içe geçir. 


Oprah Winfrey:
Her şey senİnle başlar! İnsanın gücü içinden gelir!
O şanssız doğanlardandı:  hem zenci, hem kadın, hem yoksuldu.
Hizmetçi bir anne ve madenci bir babanın çocuğuydu. Evli olmayan anne ve babası, o doğduktan sonra ayrıldı. Kırsal kesime yerleşen annesinin yanında yoksulluk içinde büyüdü. Kuzeni, amcası ve bir aile dostunun tecavüzüne uğradı. Yaşadığı sorunlar yüzünden birkaç kez evden kaçınca annesi onu babasının yanına gönderdi. Burslu olarak üniversitede okurken bir yandan da yerel radyo kanallarında çalışmaya başladı. ‘Beyaz erkeklerin egemen olduğu bir alanda, cüsseli bir siyahi kadın’ olan Oprah’a, kimse şans tanımıyordu. Fakat o buzkıran gemisi gibi ilerledi. Onlarca önyargıyı kırdı. Kendini ispat etmesi 10 yılını aldı. Yerel bir kanalda haber sunuculuğuyla başladı. Adım adım yükseldi. Yıllar sonra ülke çapında yayınlanan ‘The Oprah Winfrey Show’u sunmaya başladı. Büyük ses getiren program sayesinde pek çok ödül kazandı, ilk dolar milyarderi zenci kadın oldu. O kazana kaybede ilerledi. Onun başarısından çıkacak ders şu: İnsanın gücü içinden gelir. Her kazandığında bir şeyler kaybedersin, her kaybettiğinde bir şey kazanırsın. Ülkün yükselmek, ileri gitmek olsun.  

BAŞARI OKULU Türkiye’nin bir numaralı ‘başarı uzmanı’ Mümin Sekman yazıyor

BAŞARIDA 3K KRiTERi

Mümin Sekman, insanı başarılı olmaya azmettiren ünlülerin hayat hikayelerini anlatmaya devam ediyor. Başarıyı şekillendirenin ‘karakter, koşullar ve kariyer hedefleri’ olduğunu söylüyor

Kendi kendine yetebilmek. Kendi ayakları üzerinde durabilmek. Birçok insanın, kendinden ve çocuklarından temel beklentisi budur. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek, başarılı bir hayatın asgari standardıdır. Birçoğumuz başarılı olmak isteriz. Bu amaçla başarı yoluna gireriz. Kimi karşılaştığı ilk engelde, yılgınlığa düşer, o engel olmasaydı, nasıl da başarılı olacağını anlatıp durur. Oysa yolda engel yoksa, o yolun sonunda başarı da yoktur. Eğer engel olmazsa, o yolun sonuna kadar herkes gidebilir ve o sona ulaşmış olmak başarı değeri taşımaz.

Haklı olmak kazandırmaz!
Engellerden yakınanlar, haklı ve mantıklı olabilir ama kazanan olamaz! Başaranlar, engeller karşısında söylenenler değil, engellere rağmen sonuca gidenlerdir. Nietzsche’nin “Beni öldürmeyen darbe, beni güçlendirir” sözü onların mottosudur.
Başarıyı şekillendiren 3K vardır. Kişinin taşıdığı ‘Karakter’, içinde bulunduğu ‘Koşullar’ ve ‘Kariyer hedefleri’. Eğer kişinin, büyük bir kariyer hedefi varsa, önündeki koşulların zorluğu gözünde küçülmeye başlar. Hedefler küçüldükçe, koşullar kişinin gözünde büyür.
Kendini veya hedefini büyüterek, önündeki zorlukları aşanların hikayeleri, insanlığın iftihar tablosudur. Çünkü asıl önemli olanın önümüzdeki değil, içimizdeki şartlar olduğunu        gösterirler. 
Mümin Sekman

AJDA PEKKAN
 Yıldızını parlak tut 

Kimler geldi, kimler geçti, ‘başarı starı’ değişmedi!
Ses Dergisi’nin düzenlediği kapak yıldızı yarışmasına birinci oldu. Elliye yakın film çekse de sinemada istediği etkiyi yapamadı. Avrupalı görünümü sinemada önünü açmadı. Bir süre sonra tamamen müziğe yoğunlaşan Pekkan, 1977’de çıkardığı Süperstar albümüyle kendini ait olduğu yere konumlandırdı. O sadece şarkılarıyla değil, kimliğiyle de bir değer. Türkiye’nin modern yüzünü temsil eden bir kültür ikonu. Kendini yeniden yaratan insan örneği. Değişmezlerini koruyup, kendini değiştirerek hem kimlik sahibi oldu hem de algısını canlı tuttu. Pekkan, güzel bir kadından çok daha fazlasıdır. Onun başarısından çıkan dersler şunlar: Hedefini ne kadar erken netleştirirsen o kadar yol alırsın. Herkesin kariyerinde bir kez ray değiştirme hakkı vardır. Güzelliğini çalışma disipliniyle birleştirebilen, insanların estetik zevkine ve kulağına hitap eden kişi, onların kalbinde metrekaresi geniş bir yer sahibi olur. 


Cem Yılmaz
Bİr işte en iyi ol

Babam, “Elalemi bize güldürme oğlum!” derdi.
Kendi halinde bir ailenin çocuğuydu. Mahalle günlerini, Boğaziçi Üniversitesi yılları izledi. Bu karşıtlık sayesinde kendi ülkesini hem içeriden hem dışarıdan gözlemleyip, Turist Ömer Zekası (TÖZ) edindi. Elalemi kendisine güldürerek başardı! Taksim’in arka sokaklarında, Türkiye için yeni bir iş olan ‘stand-up’ gösteriye başladı. Türkler’e Türkler’i anlatıyordu. Reklam ve PR’la değil, tavsiye zinciriyle, insanlar kuyruk oldu. Sırrı, gelenlere bekledik-lerinden fazlasını verebilmesiydi. Kariyeri için gereken ‘çekirdek beceri’si, insanları güldürme yeteneğiydi. Onu zirveye çıkaran, ‘beklenenden fazlasını’ vermesi idi, zirveden indirecek olan da ‘bekleneni vereme-meye başlaması’ olacak. Başarı anayasasının, birinci maddesidir: İnsanlar nasıl yükselirse, öyle düşer. Cem Yılmaz’ın kariyeri, minimalist tasarıma dayanan, yetenek yoğun başarı örneği. O bir yeteneğe sahip olmakla yetinmeyip, yeteneğini iyi yönetmeyi de bilenlerden. Gücü gibi, sınırlarını da iyi biliyor. Mesela TV’de program yapmıyor. Ne çok fazla ne çok az üretiyor. Sonuçta, Cem Yılmaz gibiler ağaçta yetişmiyor! Onun başarısından çıkarılması gereken ders şu: Ürettiğiniz şeyi tüketenlere, arkadaşlarına anlat-maya değer bulacakları şaşırtıcı ve olumlu bir şey yaşatırsanız, hızla büyür-sünüz. Atasözüyle söylersek, “Bal gibi pekmezin olsun, Antalya’dan sinek gelir!”

AHMET NAZİF ZORLU
Diploma değil dİnamizm
“Gezen tavşan, yatan aslandan kısmetlidir”
1944’te Denizli’de doğdu. İlkokul diplomasıyla hayat okuluna atıldı. Hem evdeki dokuma tezgahında, hem babasının dükkanında çalışmaya başladı. ‘Zorlu’ bir başarı süreci başlıyordu. “Gezen kurt aç kalmazmış” atasözünü hayat felsefesi yaptı. Okul hayatından uzak dursa da, hayat okulunda ev ödevine çok iyi çalıştı. Atak ve cesur yatırımlarla hızla yükseldi. Yıllar içinde Türkiye’nin en büyük 10 işadamı arasına girdi.  Onun kariyeri, başarı-nın diplomayla değil, donanımla geldiğini insanlara gösterdi.

WALT DISNEY
Önündeki maçlara bak

“Her şey bir fareyle başladı!”
Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Okula gidemiyor, gazete dağıtarak karnını doyuruyordu. Bir gün bir resim kursu ilanı gördü. Çizime yeteneği vardı, kaydoldu. Arkadaşıyla çizgi film yapmak için şirket kurdu ama kısa sürede iflas ettiler. ‘Büyük denize’ açılmak için Holly-wood’a taşınıp, yeniden   şirket kurdular, yeniden iflas ettiler. Başkaları-nın yanında çalışmak istedi ama çizimini beğenmeyip iş vermediler. Bu arada babası vefat etti. 30’unda ve işsiz halde, annesinin yanına döndü. Zorluklar onu yere sermişti ama sırtını yere getirememişti. Sil baştan, yeni bir hayat kurmaya karar verdi. Bahçedeki ambarı stüdyo yaptı, hırsla çalışmaya başladı. Bir gün ortalıkta gezinen bir fare gördü. Fareye yem verip, onu kendine alıştırdı. Hareketlerini yakından inceleyip çizimlerini yaptı. Sonra onları çizgi filme çevirdi. İşte o kişi Walt Disney’di. O yenildi ama yıkılmadı. Yıkılmış hayallerin enkazından kendini kurtarmayı becerebilen biriydi. Yaşamı boyunca 30 Oscar aldı. Başarı hakkında konuşurken şöyle derdi: “Unutmayın, her şey bir fareyle başladı!”


FATİh TERİM

Ait olduğu Yeri bul
Ya tozu dumana katarsın ya da tozu dumanı yutarsın!
1953 yılında Adana’da dünyaya geldi. Küçük yaşta ailesinin geçimine katkıda bulunmak için seyyar satıcılık yapan babasının asistanıydı. Bir gün topla oynarken, tezgahı devirince babasından okkalı bir tokat yedi, hayatı değişti!
Babasının isteği üzerine Motor Sanat Enstitüsü’ne gitti ancak ikinci sınıfta devamsızlıktan okulu bıraktı. Önce mahallede, sonra okul takımında, sonra Adana Demirspor’da oynadı. Sonunda Galatasaray’a geldi. Artık ait olduğu yeri bulmuştu. Önce futbolcu sonra teknik direktör olarak, büyük başarılara imza attı. 1999-2000 futbol sezonunda Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasıyla sportif kültür ikonlarından biri oldu. Bazı insanlar vardır, onu sevebilir ya da nefret edebilirsiniz ama ona kayıtsız kalamazsınız! Fatih Terim de bu tip kişiliklerden. O bir liderdi ve iz bırakmak için yaşadı.
Başarı tarihi, alanında ilk ve en olmuş şeyleri yapanları kaydeder. Fatih Terim de duruşu, ekolü ve ‘ilk’leriyle güncel sportif tartışmaların ötesinde bir değer.

Muhammed Ali

Yapmak için  doğduğun işi yap
 “Otlar büyür, kuşlar uçar, dalgalar kumları yalar. Ben de insanları döverim!”
Kebtucky’nin Louseville kasabasında 1942’de doğdu. Babası tabela boyacısı annesi ev hanımıydı. Babası ona bir bisiklet aldı, hayatı değişti!
Bir gün birinin bisikletini çaldığını gördü. Koştu ama yakalayamadı. Gördüğü ilk polise gidip, çalanı yakalarsa döverek öldüreceğini söyledi. Karşısındaki memur, hafta sonları ‘geleceğin şampiyonları’ adlı organizasyonda ders veren amatör bir boks eğitmeniydi. Onu boksla tanıştırdı. Kısa sürede önce Amerika, sonra olimpiyat şampiyonu oldu. Bir gün bir restorana yemek yemeğe gitti, zenci olduğu için onu almadılar. O da şampiyonluk madalyasını nehre atarak karşılık verdi. Bununla da yetinmedi. Vietnam’a askerlik görevi için gitmeyi reddetti. Artık siyasi bir simgeydi. Boks lisansı iptal edildi, dövüşmesi yasaklandı. Birkaç yıl sonra ABD Anayasa Mahkemesi, onu haklı buldu. Tekrar boksa başladı. Boks hayatında kazandığı 57 maçın, 37’sini nakavtla bitirdi.   Stil sahibiydi, kendi deyişiyle “Kelebek gibi uçup, arı gibi sokarak” dövüşüyordu. Ringe psikolojik harp kurallarını taşıdı. Rakibini aşağılayan şiirler yazıyor, boksu şova çeviriyordu. O, yapmak için doğduğu şeyi yaparak bu kadar başarılı olabildi.

BAŞARI?OKULU YAZI DiZiSi?-2

BAŞARI VE 4D YASASI

Mümin Sekman, 'Başarı ne yaptığınızdan çok, nasıl biri olduğunuzla ilgilidir" diyor. Bugün, başarılı insanlarda gözlemlediği 10 ortak özellikleri ve 4D Yasası'nı anlatıyor

İnsanları başarı davranışlarına göre üç gruba ayırabiliriz: Gerçekten başarılılar, başarılıyım diye geçinenler ve başarılı insanlar üzerinden geçinenler! Bugünkü konu, gerçekten başarılı olmak için çabalayanların ortak yönleri. Birçok kişi bana, başarılı olmak için ne yapması gerektiğini sorar. Onlara ‘ne yapmaları gerektiğini’ öğrenmeden önce, ‘nasıl biri olmaları gerektiğini’ düşünmelerini öneririm. Başarı, ne yaptığınızdan çok, nasıl biri olduğunuzla ilgilidir. Yanlış insanlar, doğru işler yapsa da başarılı olamaz. Eskilerin deyişiyle eğri ağacın, doğru gölgesi olmaz! Başarı, temelde dört doğruya (4-D Yasası) bağlıdır:
-Doğru kişi olmak, 
- Doğru işi yapmak, 
- İşi Doğru yapmak, 
- Doğru yerde olmak!
Dört dörtlük bir iş başarmak isteyenler, bu 4-D’ye dikkat etmelidir.  Başarı, teknik hareketler kadar temel hayat tavırlarına da bağlıdır. Politikacılık, patronluk gibi çok kritik başarı noktalarının ‘okulunun’ olmaması bazen tutumun, teknikten daha üstün olabildiğini gösterir. Peki başarıya eğilimli insanların ortak tutumları nelerdir? Bugün başarılı insanlarda gözlemlediğim bazı ortak noktaları aktarıyorum. 


SONUÇ ODAKLILIK VE ‘SKOR TABELASI’NA SAYGI KÜLTÜRÜ 
Bir insanın başarısını yargılarken nereye bakmak gerekir? Niyetlerine mi, faaliyetlerine mi, sözlerine mi? Sıfırdan zirveye çıkanlar, sonuç odaklı insanlardır. Bir insanın, niyeti, faaliyeti, sözleri kadar değil, sonuçları kadar başarılı sayıldığını bilirler. Bir insanı sevmeseler de, skor tabelasında başarı varsa saygı duyar-lar. Çünkü büyük sonuçlar almanın ne kadar zor olduğunu, hiç kimsenin hak etmediği halde defalarca büyük sonuç alamayacağını bilirler.  Ne iş yaparlarsa yapsınlar, o işin olabildiğince çok sayıda insan tarafından tercih edilmesini sağlamaya çalışırlar. Ziya Paşa’nın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, kişinin görünür rütbesi aklı eserinde” cümlesi mottolarıdır. İnsanlara açıklama, özür, suçlama değil, sonuç sunarlar. Sorunun değil, sonucun parçası olmaya özen gösterirler. 

KALİTEDEN TAVİZ VERMEDEN, BÜYÜK ÖLÇEKLİ ÜRETİM 
Herhangi bir alanda duayen olmuş insanlara baktığınızda, belli bir standarttan ödün vermeden, çok sayıda üretim yaptıklarını görürsünüz. İşte örnekler. Sezen Aksu, 500’e yakın şarkı yaptı. Çetin Altan 30 bine yakın makale yazdı. Aziz Nesin 100’ü aşkın kitap yazdı. Türkan Şoray 220’den fazla filmde oynadı. Sokakta sorsanız çoğu insan Orhan Gencebay’ın 10 şarkısını bilir ama o 600 şarkı yaptı. Tüm bu eserlerin üretimi için gereken zaman ve enerjiyi düşünebiliyor musunuz? Bu insanlar da elde ettikleri ilk başarıdan sonra yan gelip yatabilir, ‘hayatın tadını çıkarabilir’ başarılarını büyütmeyebilirlerdi. Ama onlar konformizm tuzağına düşmediler. Amatör bir ruh ama profesyonel bir tarzla işlerini yapmaya devam ettiler. İlk günkü heyecanlarını kaybetmemeye özen gösterdiler. Kendi kariyerini kafese çevirip, içinde sıkıcı bir şekilde oturanlardan olmadılar. Sürekli üretmeye devam ettiler. Kendilerini bulundukları yere getiren güce ihanet etmediler.

ANLAMLI AYRINTILARA ÖDÜNSÜZ ÖZEN GÖSTERMEK
Başarı merkezli insanlar, herhangi bir sonucu belirleyen kritik başarı faktörlerini tanıma ve o faktörleri etkileme becerisinde ustalaşır. ‘Başarının gönül telini titreten’ kritik faktörleri, orkestra şefi gibi senkronize kullanabilirler. Çırak olmadıkları işin ustalığını yapmamaya, ustalığını yaptıkları işin ise çıraklığını yapmamaya özen gösterirler. İşinde başarılı birçok insanın, diğerlerine tuhaf gelen mesleki takıntıları, obsesif odaklanmaları, mükemmeliyetçi zorlamaları vardır. Büyük başarıların temeli, neyi ihmal etmemek gerektiğini bilmektir. Türkiye’nin ilk yönetim danışmanı Oktay Bora Yağız’ın deyişiyle, ‘Kalite, anlamlı ayrıntılara gösterilen ödünsüz özendir’. Başarının büyüklüğü hayal gücünde, kalitesi ayrıntılarda gizlidir. 

NE İSTEDİĞİNİ HIZLI NETLEŞTİREBİLME
Başarı merkezli insanlar, gelecekte olmak istedikleri yere dair zihinsel netlik içindedirler. Kim olmak, ne yapmak, neyi yapmamak istediklerine hızla karar verebilirler. Geçmiş değil, gelecek merkezlidirler. Bir şeyler planladıkları gibi gitmediğinde, derin bir analizle dersler çıkarır, sonra ‘önlerindeki maçlara’ bakarlar. Akılları dikiz aynasına takılı halde yaşamazlar. Hayatlarını keşkeler, meğerler, eğerlerle doldurmazlar. Geçmişe ait kötü anılar, paketlenmiş halde, zihinsel arşiv kayıtlarının mahzeninde durur, akılın çalışma salonunda değil. 

KENDİ İÇ ALKIŞIYLA İLERLEME CESARETİ! 
Başarılı insanların çoğunluğu iç onaylıdır. Kendi yargılarını izleme cesaretleri vardır. Başka insanların izlenimlerini öğrenirler ama kendi kararlarını kendileri verirler. Bilene danışıp, bildiklerini yapma eğilimdedirler. İnsanların saygısını kazanmak ister ama övgü bağımlılığına kapılmazlar. Sezen Aksu’nun bir şarkısında dediği gibi “Ne çoğaldım övgüden, ne azaldım yergiden” ilkesiyle hareket ederler. Sırf başkalarının övgüsünü almak için başarırsanız, başkaları da kısa sürede bu zaafınızın farkına varacak, o ‘övgü dolu sözleri’ bir anda psikolojik koz olarak kullanacaktır. Doğru bildiğinizi yaparken, başkalarının gözüne fazla bakmayın. Birol Güven’in bir deyişini unutmayın, “Bu ülkede insanı ancak Teşvikiye Camii’nde takdir ederler.”

OLAYLARI KONTROL ETME VE YÖNETME EĞİLİMİ  
İnsanın hayatta başarı ve başarısızlığını belirleyen faktörlerden bazıları elinde, bazıları ise değildir. Başarı merkezliler, ellerinde olan faktörlere odaklanırken, kaybetmek için doğanlar, her şeyi ellerinde olmayan faktörlere bağlarlar. Kaybedenlerde kader, kısmet, şans merkezli düşünme eğilimi fazlayken, kazananlarda kontrol merkezli düşünme fazladır. Kendini, olayları, hayatı kontrol edebileceğini düşünmek, insanın mücadele gücünü artıran, elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlayan bir tavırdır. Sıfırdan zirveye çıkanlarda, her şeyin “yönetilebilir” olduğunu düşünme eğilimi yaygındır. Hatta bazen abartıp aşkı bile yönetilebilir parçalara ayırırlar. Etkilenme yönetimi, sürdürülebilir sevgi yönetimi, ayrılık yönetimi gibi!  

YÜKSEK BİR HAYAT     ENERJİSİNE SAHİP OLMAK
Ben insanların da ampuller gibi, farklı ışık saçma seviyelerine sahip olduklarına inanıyorum. Bazıları 30 watt’lıktır, bazıları 60, bazıları ise 100! Sıfırdan zirveye çıkanlarda 100 mumluk ampul enerjisi bulunur. Bu sayede zorluklarla mücadelede enerjileri hemen tükenmez. Kendi kendilerini şarj ve deşarj ederek, sürdürülebilir moral yönetimi yaparlar. Hayat enerjisi çok yüksek olmayanların, başarı mücadelesinde sık sık ‘pilleri bitecek’, bir süre sonra da ‘asiti kaçmış kolaya’ benzeyip tükenmişlik sendromuna yakalanacaklardır

ZOR ZAMANLARDAN GÜÇLENEREK ÇIKMAK
Başarı merkezli insanlarda baskı altında sakin kalabilme ve zor zamanlarda güçlenerek çıkma eğilimi fazladır. Onlar yendikleri şeyden daha büyük olur. Nietzsche’nin “Beni öldürmeyen darbe beni güçlendirir.” cümlesi, hayatlarının gizili öznesidir. Kendilerini büyüttükçe, önlerindeki engellerin küçüldüğünü öğrenmişlerdir. Bir sorunu kafalarında büyüttükçe, kendilerini küçülttüklerinin de farkındadırlar. Demirin sıcak ve soğuk ortam-dan geçtikçe çeliğe dönüşmesi gibi, başarı merkez-li insanlar da, zorluklar tarafından güçlendirilir. 

KENDİ HAYATINA HEM İÇTEN HEM ÜSTTEN BAKABİLME YETENEĞİ
Başarı merkezli yaşayanlar, hayatın parça bütün ilişkisini iyi kurarlar. Gereksiz detaylar arasında boğulup kalmazlar.  Hayatın Amazon ormanları içinde yürürken, yönlerini ve yollarını şaşırdıklarında, hemen en yüksek ağaca tırmanıp, o anda nerede olduklarını görürler. Hayatın labirentlerinin içinde koştururken, bazen durup, labirentin duvarının üstüne tırmanıp, yaşadıklarına yukarıdan bakarlar. Hayatlarına sık sık ‘helikopter perspektifinden’ bakma alışkanlıkları vardır. Bu sayede nereden başladıklarını, nerede olduklarını, nereye gitmek istediklerini bir bütün olarak görüp aklılarında tutarlar. Kariyer koordinatlarını şaşırmaz, detaylar arasında kaybolup ana bütünü unutmazlar. 


BAŞARIYLA GÖRKEMLİ   BİR AŞK YAŞAMAK
Sıfırdan zirveye çıkanlar, başarı peşinde aşkla koşarak büyürler. Büyük bir hayatları olduğunda ise, özel insanlarla büyük aşklar yaşama imkanı bulurlar. Aşk ve başarı enerjisinden ‘sentez’ yaparlar. Sıfırdan zirveye çıkanların başarıyla tutkulu bir ilişkileri vardır. Tutkulu yaşar, tutkuyla başarırlar. Aşk enerjisini başarı katalizörü yapmakta ustalaşmışlardır. Başardıkça daha ‘çekici’ hale gelir, ilgi merkezi haline geldikçe daha büyük başarılar için motive olurlar. Aşkta da kariyerde de stil sahibi olurlar. Başarıyı aşk gibi, aşkı başarı gibi yaşarlar.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !